Erşan Kuneri

 

erşan kuneri
Erşan Kuneri üzerine kendi içimde dolaştığım bir yolculuk

lk bölümü açtığımda açıkçası beklentim çok basitti: Yorucu bir günün ardından kafamı dağıtmak. Fakat birkaç sahne geçtikten sonra sadece eğlenmediğimi fark ettim. Sanki kahkahanın arkasına saklanmış başka duygular da vardı ve ben yavaş yavaş onların içine çekiliyordum.

En başta şunu hissettim: Bu hikâye kusursuz olmaya çalışmıyordu. Zaten belki de bu yüzden samimi geliyordu. Hayatta da hiçbir şey kusursuz değil. Bazen saçma, bazen abartılı, bazen gereksiz… Ama yine de gerçek. İzlerken kendi hayatımdaki tuhaf anları düşündüm. Sonradan gülüp
geçtiğim hatalarımı, o an yaşarken büyük gelen ama şimdi küçücük görünen sorunları… Demek ki komedi dediğimiz şey sadece güldürmek değilmiş; biraz da kabullenmekmiş.

Dizinin dünyası bana garip bir özgürlük hissi verdi. Kuralların çok da ciddiye alınmadığı, sınırların esnetildiği bir alan gibiydi. Günlük hayatımda çoğu zaman fazla düşünürüm. Ne doğru, ne yanlış, insanlar ne der… Ama izlerken bunların hepsi bir süreliğine sustu. Sanki biri bana “bu kadar kasma” demiş gibi rahatladım. Belki de bu yüzden bazı sahnelerde sebepsiz yere gülümsediğimi fark ettim.

Bir yandan da şunu düşündüm: Mizah aslında en güçlü savunma biçimlerinden biri olabilir mi? İnsan canı yandığında bazen ağlamak yerine şaka yapar. Çünkü gülmek, acıyı biraz daha taşınabilir hâle getirir. Dizide hissettiğim duygu tam da buydu. Kahkaha yüzeydeydi ama altında kırılgan bir taraf saklıydı. Bu ikisini aynı anda hissetmek tuhaf ama gerçek bir deneyimdi.

Karaktere baktığımda mükemmel birini görmedim. Zaten beni etkileyen de buydu. Hataları olan, savrulan, bazen ne yaptığını bilmeyen biriydi. Yani insandı. Belki de kendime yakın bulmamın sebebi buydu. Çünkü çoğu zaman biz de ne yaptığımızdan tam emin değiliz. Sadece devam ediyoruz. Bunu bir dizide görmek garip şekilde rahatlatıcı geldi.

Beni en çok şaşırtan şey ise zamanın nasıl geçtiğini anlamamamdı. Normalde komedi izlerken dikkatimin dağıldığı olur. Telefonuma bakarım, başka şeyler düşünürüm. Ama burada öyle olmadı. Çünkü sahneler sadece espri kurmuyor, bir ruh hâli kuruyordu. O ruh hâlinin içinde kalmak istedim. Belki de uzun zamandır ilk kez hiçbir şey düşünmeden sadece izledim.

İzledikçe şunu fark ettim: Büyümek dediğimiz şey biraz da ciddiyeti bırakabilmek olabilir. Çocukken her şey daha oyundu. Sonra bir noktada her şeyi fazla önemsemeye başlıyoruz. Sorumluluklar, beklentiler, korkular… Derken gülmeyi unutuyoruz. Bu dizi bana unuttuğum o hafifliği hatırlattı. Çok büyük bir ders değil belki ama his olarak değerliydi.

Bir bölüm bittikten sonra hemen diğerine geçmemin sebebi merak değildi aslında. Daha çok o hissin sürmesini istememdi. Çünkü bazı yapımlar hikâyesi için izlenir, bazıları ise hissettirdiği duygu için. Ben burada ikinciyi yaşadım. Hikâyeden çok ruh hâli aklımda kaldı. Ve bazen en kalıcı olan şey tam da budur.

Şunu da dürüstçe söylemeliyim: Her anını aynı derecede sevmedim. Bazı yerlerde “fazla” hissettirdi. Ama belki de hayat da biraz fazla zaten. Bu yüzden kusurlar gözüme batmak yerine daha gerçek geldi. Mükemmel olmayan şeylerin daha samimi olması gibi.

Dizi bittikten sonra içimde garip bir sessizlik oldu. Büyük bir etki değil, daha çok küçük bir iz gibi. Ama o küçük iz gün içinde birkaç kez aklıma geldi. Demek ki gerçekten dokunan bir tarafı varmış. Çünkü bazı şeyler biter bitmez unutulur, bazıları ise sessizce kalır.

Kendi hayatıma dönüp baktığımda şunu düşündüm: Belki de her şeyi bu kadar ciddiye almamak gerekiyor. Elbette sorumluluklar var, gerçekler var. Ama arada gülmeye izin vermek de gerekiyor. Yoksa hayat sadece taşınan bir yük gibi oluyor. Bu yapım bana yükü hafifletmenin mümkün olduğunu hatırlattı. Kısa bir süreliğine bile olsa.

Bugün geriye dönüp baktığımda aklımda kalan tek tek sahneler değil. Daha çok bıraktığı his. Hafiflik, saçmalık, samimiyet ve biraz da hüzün… Hepsi karışmış gibi. Belki de gerçek duygu zaten böyle olur; tek bir kelimeye sığmaz.

Eğer bir gün yine çok sıkışırsam, her şey üst üste gelmiş gibi hissedersem, bu diziyi hatırlayacağım. Çünkü bana şunu sessizce söyledi:
Hayat bazen gerçekten saçma olabilir.
Ama yine de gülünecek bir yer mutlaka vardır.

Ve bazen insanı ayakta tutan şey, tam olarak o küçük gülümsemedir.


Masumiyet Müzesi adlı yazımı okumak için 👉buradan

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Bu site deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır.