A Knight of the Seven Kingdoms

 

A Knight of the Seven Kingdoms

George R.R. Martin denilince hepimizin aklına o devasa taht kavgaları, ejderhalar ve bitmek bilmeyen entrikalar geliyor, değil mi? Ama bugün size Game of Thrones’un o çok sevdiğimiz (ve bazen nefret ettiğimiz) dünyasının biraz daha "yere yakın", biraz daha insani bir köşesinden bahsetmek istiyorum: A Knight of the Seven Kingdoms (Yedi Krallık Şövalyesi).

Eğer siz de benim gibi o devasa evrenin içinde kaybolmayı seviyorsanız ama bazen "Yahu kim kimin amcasıydı, kim kimi arkadan bıçakladı?" diye yoruluyorsanız, bu kitap (ve yakında gelecek olan dizisi) tam size göre. Hadi, biraz Ser Duncan ve Yumurta’nın maceralarına, yani benim deyimimle "Yedi Krallık'ın en garip ikilisine" yakından bakalım.

Westeros’un Daha Saf Zamanları: Dunk ve Egg ile Tanışmam

Bu kitabı ilk elime aldığımda, Game of Thrones’un o ağır ve karanlık havasını bekliyordum. Ama sayfaları çevirdikçe fark ettim ki bu hikaye çok daha farklı bir tonda. Bence Martin’in en büyük başarısı, o kadar büyük bir evren yaratıp sonra o evrenin içinde bu kadar küçük ve samimi bir hikaye anlatabilmesi.

Hikayemiz, ana serideki olaylardan yaklaşık 90 yıl önce geçiyor. Henüz ortalıkta ne Ned Stark var ne de Daenerys Targaryen. Tahtta hala Targaryenler oturuyor, ejderhalar ise artık birer anı haline gelmiş. Başrolümüzde devasa boyuyla ama bir o kadar da saf kalbiyle Ser Duncan (Dunk) ve onun gizemli, kel kafalı küçük seyisi Egg (Yumurta) var.

Sanırım bu ikiliyi bu kadar çok sevmemin nedeni, aralarındaki o usta-çırak, ağabey-kardeş ilişkisi. Dunk, şövalyeliğin sadece bir unvan değil, bir ahlak biçimi olduğuna inanıyor. Egg ise aslında göründüğünden çok daha fazlası...

Şövalyelik Sadece Zırh Giymek midir?

Kitabı okurken kendime sık sık şunu sordum: Gerçek bir şövalye nasıl olmalı? Westeros’un ana serisinde gördüğümüz şövalyelerin çoğu paraya, güce veya krallara hizmet eden paralı askerlerden farksızdı. Ama Dunk öyle değil. O, bir "Gezgin Şövalye". Cebinde beş parası yok, karnı çoğu zaman aç ama onuru her şeyden üstün.

Bence günümüzde de ihtiyacımız olan şey biraz bu. Unvanlardan bağımsız olarak, doğru olanı yapmaya çalışmak. Dunk çoğu zaman "Dunk the Lunk, thick as a castle wall" (Kalın kafalı Dunk) diye kendiyle dalga geçse de, sanırım o koca kafasının içinde hepimizden daha dürüst bir yürek taşıyor.

Neden Bu Hikayeyi Okumalısınız? (Veya İzlemelisiniz?)

Biliyorsunuz, HBO bu hikayeyi diziye uyarlıyor. Peki, neden bu kadar heyecanlıyız?

  1. Daha Az Politika, Daha Çok Macera: Ana serideki o bitmek bilmeyen meclis toplantıları burada yok. Onun yerine yol hikayeleri, turnuvalar ve küçük kasaba dertleri var.

  2. Targaryen Hanedanı'nın Altın Çağı: Ejderhalar olmasa da Targaryenlerin birbirleriyle olan çekişmelerini, o meşhur gümüş saçlı aileyi daha yakından tanıyoruz.

  3. Duygusal Derinlik: Dunk ve Egg’in birbirine alışma süreci o kadar tatlı ki, sanırım okurken yüzünüzde istemsiz bir gülümseme oluşacak.

Hikayeler Arası Bağlar: Geçmişe Yolculuk

Bu kitabı okurken sürekli "Aa, bu isim bir yerden tanıdık geliyor!" diyorsunuz. Mesela Egg’in kim olduğunu öğrendiğiniz an (spoiler vermeyeyim ama ana serideki Üstat Aemon’un hatıralarına dikkat!) taşlar yerine oturmaya başlıyor.

Bence Martin, bu ara kitaplarla ana hikayenin temellerini çok sağlam atmış. Gezgin Şövalye, Yeminli Kılıç ve Gizemli Şövalye isimli üç kısa öyküden oluşan bu derleme, aslında bize "Krallar nasıl yetişir?" veya "Bir kahraman nasıl doğar?" sorularının cevabını veriyor. Sanırım Egg’in sıradan insanların arasında, çamurun ve fakirliğin içinde büyümesi, onun ileride nasıl bir kral olacağını belirleyen en büyük etken.

Benim Gözümden Westeros’un Geleceği

Westeros evreni o kadar geniş ki, bazen kaybolmak işten bile değil. Ama bu kitap benim sığınağım gibi. Ne zaman çok fazla kan ve ihanetten yorulsam, Dunk’ın kalkanını kuşanıp yola koyulmasını okumak beni rahatlatıyor.

Sanırım dizi başladığında hepimiz yine ekran başına kilitleneceğiz. Ama benim tavsiyem; dizi gelmeden önce bu kitabı mutlaka okuyun. O çizimlerle dolu baskıları elinize aldığınızda, Dunk’ın boyunu ve Egg’in o muzip bakışlarını hayal etmek çok daha keyifli.

Son Söz: Şövalye Olmak İçin Bir Ata İhtiyacınız Var mı?

Sonuç olarak, A Knight of the Seven Kingdoms sadece bir fantastik kurgu değil; bir büyüme, onur ve dostluk hikayesi. Bence hepimizin içinde biraz "kalın kafalı" ama dürüst bir Dunk ve dünyayı keşfetmeye aç bir Egg var.

Eğer bu evrene yabancıysanız bile bu kitap harika bir giriş noktası olabilir. Çok fazla karakter karmaşası yok, sadece yol ve yolun getirdikleri var. Sanırım hayat da tam olarak böyle bir şey; nereye gideceğimizden ziyade, yanımızda kimin olduğu önemli.

Sizin Westeros evrenindeki favori karakteriniz kim? Sizce gerçek bir şövalye nasıl olmalı? Yorumlarda buluşalım, biraz bu efsanevi dünyayı çekiştirelim!

Sizce Dunk ve Egg dizisi, House of the Dragon kadar başarılı olabilecek mi? Yoksa daha mı çok sevilecek?

Madame Bovary adlı yazımı okumak için 👉buradan

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Bu site deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır.