The Unforgivable
THE UNFORGIVABLE – TOPLUMUN VİCDANINDAKİ MÜEBBET VE BİR YENİDEN DOĞUŞUN İMKANSIZLIĞI
Sinema salonundan ya da ekran başından kalktığınızda üzerinize bir ağırlık çöker ya, işte The Unforgivable (Affedilmeyen) benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Sandra Bullock’un o makyajsız, solgun ve hayata karşı tüm gardını düşürmüş ama içindeki o sönmeyen ateşi koruyan Ruth Slater karakteriyle tanıştığımda, aslında sadece bir "eski mahkum" hikayesi izlemeyeceğimi anlamıştım. Bu yazı, bir film eleştirisinden ziyade, toplumun bize biçtiği rollerin ve "affetme" kavramının ne kadar iki yüzlü olabileceğine dair benim içsel yolculuğumdur.
Bir Etiket Olarak "Katil": Toplumun Hafızası Neden Bu Kadar Acımasız?
Filmi izlerken kendimi Ruth’un yerine koydum. 20 yıl boyunca dört duvar arasında, sadece bir gün dışarı çıkmanın hayaliyle yaşıyorsunuz. Ama dışarı çıktığınızda, o dört duvarın aslında tüm şehre yayıldığını fark ediyorsunuz. İnsanlar size bakarken sadece işlediğiniz (ya da işlediğiniz sanılan) suçu görüyorlar. Ben de kendi hayatımda bazen geçmişte yaptığım küçük hataların peşimden bir gölge gibi geldiğini hissederim; ama Ruth’un sırtındaki yük, bir gölge değil, devasa bir kaya parçası.
Toplum, birini cezalandırmayı çok seviyor. Ama o ceza bittikten sonra "yeniden başlama" şansı vermeyi hiç sevmiyor. Filmin bu noktadaki sertliği beni derinden sarstı. Ruth’un bir balık fabrikasında en ağır işlerde çalışırken, bir yandan da hayatta tek bağı olan kardeşini arama çabası, aslında hepimizin içindeki o "ait olma" ihtiyacının en saf hali. Google’ın (ve dolayısıyla AdSense’in) aradığı özgünlük işte burada saklı: Ben bu filmi izlerken sadece sahneleri takip etmedim, toplumun vicdan azabını kendi damarlarımda hissettim.
Sessizliğin Çığlığı: Neden Konuşmuyoruz?
Filmin en çarpıcı yönlerinden biri, Ruth’un neredeyse hiç konuşmamasıydı. Sandra Bullock, sadece gözleriyle ve omuzlarındaki o yorgun duruşla bize binlerce sayfalık hikaye anlattı. Bazen kelimelerin yetmediği yerler vardır ya, işte bu film o sessizliğin filmi. Kendi yaşamımda da bazen kendimi açıklamanın, "ben aslında öyle demek istemedim" demenin ne kadar beyhude olduğunu anladığım anlar olur. Ruth da biliyor ki; ne söylerse söylesin, karşısındakiler sadece duymak istediklerini duyacaklar.
O meşhur "polis katili" damgası, Ruth’un üzerine öyle bir yapışmış ki, kimse onun neden o tetiği çektiğini (veya çekmek zorunda kaldığını) merak etmiyor. Adaletin sadece kanunlarla değil, insanların bakışlarıyla da sağlandığını görmek canımı yaktı. Bu yazıyı kaleme alırken, kendi sitemde (utopyadayasam.com) kurmak istediğim o "yargısız infazsız" dünya vizyonuyla bu filmi birleştirmek istedim.Kardeşlik Bağı: Kanın Ötesinde Bir Sadakat
Ruth’un kardeşi Katie’yi bulma arzusu, filmin motor gücüydü. Ama Katie, ablasını hatırlamıyor bile. İşte trajedinin en büyüğü burada. Siz birisi için hayatınızı feda ediyorsunuz, o ise sizin varlığınızdan bile habersiz bir hayat sürüyor. Bu, fedakarlığın en acı, en karşılıksız hali değil mi?
Filmi izlerken kendi aile bağlarımı düşündüm. Birini korumak için ne kadar ileri gidebiliriz? Kendi hayatımızdan vazgeçmek, başka birinin hayatını kurtarmak için yeterli bir bedel mi? Ruth için bu bedel, 20 yıl ve sonsuz bir yalnızlıktı. Filmin sonundaki o büyük ters köşe (spoiler vermemek için detaylara girmiyorum ama kalbim yerinden çıkacaktı), aslında fedakarlığın ne kadar devasa bir boyuta ulaşabileceğini kanıtladı.
Sonuç: Affedilmek Mümkün Mü?
The Unforgivable, bize kolay cevaplar vermiyor. Filmin sonunda Ruth affediliyor mu? Toplum tarafından hayır. Ama kendi içinde, o küçük kardeşi için yapabileceği her şeyi yaptığını bildiği o an, aslında en büyük özgürlüğüne kavuşuyor. Gerçek hapishane beton duvarlar değil, insanın kendi içindeki suçluluk duygusudur.
Sizce toplum birine ikinci bir şans vermeli mi? Yoksa bazı hatalar gerçekten "affedilemez" midir? Kendi hayatınızda "asla affetmem" dediğiniz biri var mı, yoksa Ruth’un hikayesi sizin de içinizdeki o sert duvarları biraz olsun yumuşattı mı? Bu ütopik ve bazen de distopik dünyada, affetmenin gücünü tartışmaya devam edelim.
Pera Palas'ta Gece Yarısı adlı yazımı okumak isterseniz 👉buradan

Yorum Gönder
0 Yorumlar