Alacakaranlık - Twilight

 

alacakaranlık

Selam! Eğer sen de benim gibi 2000’lerin sonunda o meşhur "Team Edward" mı yoksa "Team Jacob" mı tartışmalarının ortasında kaldıysan, şu an doğru yerdesin. Bugün biraz nostalji yapalım diyorum ve sinema tarihinin belki de en çok eleştirilen ama aynı zamanda en çok tutkuyla sevilen serilerinden birine, Alacakaranlık (Twilight) evrenine geri dönüyoruz.

Hadi, o puslu Forks kasabasına doğru bir yolculuğa çıkalım.

İlk Görüşte Aşk mı, Yoksa Bir Takıntı mı?

Dürüst olalım; Bella Swan, Forks’a ilk taşındığında hepimiz onunla birlikte o yağmurlu havayı ciğerlerimize çekmiştik. Alacakaranlık serisinin ilk filmi 2008’de vizyona girdiğinde, lisedeydim ve dürüst olmak gerekirse o dönem vampirler pek de "parlamıyordu". Vampir dediğin korkutucu olurdu, değil mi? Ama Catherine Hardwicke’in o kendine has mavi filtresiyle çektiği ilk film, bize bambaşka bir şey sundu.

Benim için Alacakaranlık sadece bir fantastik film değil, imkansız bir aşkın en çiğ haliydi. Edward Cullen’ın o ikonik kantin girişi... Hani şu ağır çekim, gözlüklerini çıkardığı sahne? Kabul edelim, o an bir neslin kalp atışı hızı değişti. Robert Pattinson o dönem bu rol için seçildiğinde çok eleştirilmişti ama bence o "çilekeş ve gizemli" ruhu ondan daha iyi kimse yansıtamazdı.

Neden Hala Alacakaranlık İzliyoruz?

Bazen kendime soruyorum: "Neden 15 yıl sonra hala yağmurlu pazar günlerinde bu filmi açıp izliyorum?" Cevabı aslında çok basit: Atmosfer. Alacakaranlık, izleyiciyi dünyadan koparıp o soğuk, nemli ve çam kokulu Washington eyaletine hapsediyor. Filmin müzikleri ise (özellikle Muse ve Iron & Wine) başlı başına bir başyapıt.

  • Müziklerin Gücü: "Supermassive Black Hole" eşliğinde oynanan o beyzbol sahnesini kim unutabilir? Sinema tarihinin en "havalı ama mantıksız" sahneleri listesinde zirveye oynar.

  • Estetik: O soluk renk paleti, karakterlerin vintage kıyafetleri... Bugün "Twilightcore" diye bir estetik anlayışı varsa, sebebi bu filmdir.


alacakaranlık


Bella Swan: Kendimizi Bulduğumuz O Sıradan Kız

Kristen Stewart’ın Bella performansı yıllarca "duygusuz" olduğu gerekçesiyle yerildi. Ama ben buna pek katılmıyorum. Bella, zaten sosyal olarak beceriksiz, içine kapanık ve hayatında büyük bir boşluk olan bir karakter. Edward gibi 100 küsur yaşındaki bir vampirin ona aşık olması evet, biraz fantastik (ve SEO tabiriyle "niş" bir konu), ama Bella’nın o aidiyet arayışı çok gerçek.

Kendi kendime düşünürken fark ettim ki, Bella aslında biziz. Olaylara verdiği tepkiler, sakarlıkları ve hatta o bazen sinir bozucu olan kararsızlığı... Hepimiz hayatımızın bir döneminde kendimizi bir yere ait hissetmeme duygusunu tatmadık mı?


Edward mı Jacob mı? Bitmeyen Tartışma

İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Ben her zaman Edward tarafındaydım. Neden mi? Çünkü o gotik romantizm beni benden alıyordu. Ancak yıllar geçip filmleri tekrar izlediğimde, Jacob Black karakterinin aslında ne kadar büyük bir "friendzone" kurbanı olduğunu anladım.

Jacob Black, Bella için aslında sıcaklığı, güneşi ve normal bir hayatı temsil ediyordu. Ama Bella, tehlikeyi ve sonsuzluğu seçti. Taylor Lautner’ın ikinci filmdeki (New Moon) o fiziksel değişimi ise serinin popülaritesini bambaşka bir seviyeye taşıdı. Kabul edelim, o tişört çıkarma sahneleri biraz "fan service" (hayranları mutlu etme çabası) olsa da filmin ticari başarısında büyük rol oynadı.


alacakaranlık


Alacakaranlık Serisinin Sinema Dünyasındaki Yeri

Pek çok eleştirmen bu filmleri yerin dibine soktu. "Vampirler parlamaz", "Bu ne biçim aşk hikayesi" dediler. Ama gözden kaçırdıkları bir şey vardı: Bu film bir nesli sinemaya bağladı. Genç yetişkin (Young Adult) türündeki kitap uyarlamalarının önünü açtı. Açlık Oyunları, Uyumsuz gibi seriler, Alacakaranlık’ın açtığı o yoldan yürüdü.

Teknik Açıdan Bir Bakış

Eğer profesyonel bir gözle bakarsak; ilk film bağımsız bir film ruhuna sahipti. Ancak seri ilerledikçe (Tutulma ve Şafak Vakti), bütçe arttı ama o ilk filmdeki samimi hava biraz dağıldı. Yine de her film, kendi içinde bir gelişim gösterdi. Özellikle Şafak Vakti Bölüm 2'deki o ters köşe savaş sahnesini sinemada izlediğimde verdiğim tepkiyi hala hatırlıyorum. Tüm salonun aynı anda "Hayır!" diye bağırması... İşte sinema büyüsü tam olarak budur.


Bir Kült Fenomen Olarak "Cullen Ailesi"

Cullenlar sadece bir vampir ailesi değil, hepimizin içten içe parçası olmak istediği o "mükemmel" gruptu. Alice’in neşesi, Jasper’ın mesafeli duruşu, Rosalie’nin (başta gıcık olduğumuz ama sonra hak verdiğimiz) korumacı tavrı... Her bir karakterin altı aslında çok doluydu ama filmlerde bazen yüzeysel geçildi. Kitapları okuyanlar bilir; her birinin geçmiş hikayesi aslında ayrı bir film konusu olurdu.


Alacakaranlık Bir Yaşam Biçimidir

Özetle dostum, Alacakaranlık (Twilight) mükemmel bir film mi? Muhtemelen hayır. Senaryoda boşluklar var mı? Evet. Ama bu, onun bir "kült" olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bize aşkın, sadakatin ve hatta aile olmanın farklı yönlerini gösterdi. Yağmurlu bir günde, elinde kahvenle battaniyenin altına girip izleyebileceğin en "konforlu" (comfort movie) filmlerden biri.

Eğer hala izlemediysen (ki bu imkansıza yakın ama) ya da uzun süredir şans vermediysen, şimdi tam zamanı. Git ve o mavi filtreli dünyaya bir kez daha dal. Pişman olmayacaksın.

Senin tarafın hangisi? Hâlâ Team Edward mı yoksa Jacob’ın o sıcaklığına mı kapıldın? Yorumlarda benimle paylaş, biraz dertleşelim!


alacakaranlık


Meraklısı için küçük bir not: Seriyi kronolojik izlemek istersen sıralama şu şekilde:

  1. Alacakaranlık (Twilight)

  2. Yeni Ay (New Moon)

  3. Tutulma (Eclipse)

  4. Şafak Vakti Bölüm 1 (Breaking Dawn - Part 1)

  5. Şafak Vakti Bölüm 2 (Breaking Dawn - Part 2)

Keyifli seyirler!

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Bu site deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır.