İçsel Çatışmalarımız - Karen Horney

içsel çatışmalarımız karen horney

 Aslında bu yazıyı yazmaya niyetlendiğimde kafamda bambaşka şeyler vardı ama insan bazen kendi içine öyle bir dolanıyor ki, dışarıda ne olup bittiğinin bir önemi kalmıyor. Hani bazen bir kitap okursunuz, o ana kadar adını koyamadığınız o huzursuzluğun, o bitmek bilmeyen kararsızlığın resmen haritasını çıkarır ya; işte Karen Horney’nin İçsel Çatışmalarımız kitabı benim için tam olarak böyle bir tecrübe oldu.

Kapağını ilk açtığımda biraz çekinmiştim açıkçası. Psikoloji kitapları bazen çok ağır, çok mesafeli gelebiliyor insana. Ama Horney öyle değil. Sanki karşısına oturmuşum da, o benim çocukluğumdan bugüne getirdiğim bütün o "maskeleri" birer birer indiriyormuş gibi hissettim. Kitabı bitirdiğimde balkona çıkıp derin bir nefes aldım ve kendi kendime şunu sordum: "Ben gerçekten kimim, yoksa sadece başkalarının benden olmamı beklediği o kişi miyim?"


O Bitmek Bilmeyen "Yeterli miyim?" Sorgusu

Horney’nin temel meselesi aslında çok basit ama bir o kadar da sarsıcı: İnsanlar temel kaygılarını dindirmek için üç farklı yöne saparlar. Ya insanlara yaklaşırlar, ya insanlara karşı dururlar, ya da insanlardan uzaklaşırlar. Kitabı okurken kendimi bu üç duraktan hangisinde daha çok vakit geçirirken bulduğumu düşündüm.

Bugünün dünyasına baksanıza; hepimiz bir yerlere yaranmaya, birilerinden onay almaya çalışıyoruz. Telefonu elimize aldığımız andan itibaren o "beğeni" ve "onay" döngüsünün içine giriyoruz. İnsanlara yaklaşmak, yani sevgi ve şefkat yoluyla güven aramak kulağa hoş geliyor ama Horney diyor ki; eğer bunu sadece hayatta kalmak ve o içindeki "değersizlik" hissini bastırmak için yapıyorsan, bu seni özgürleştirmez, aksine köleleştirir. Kendimi bazen o kadar çok "aman kimse kırılmasın, herkes beni sevsin" derken buluyorum ki, günün sonunda kendi isteklerimin ne olduğunu tamamen unutmuş oluyorum. İşte bu, o içsel çatışmanın en sinsi hali.

İnsanlara Karşı Durmak ve O Sahte Güç Hissi

Bir de o her şeyi kontrol etmeye çalışan, her durumda üstün gelmek isteyen yanımız var. Horney buna "insanlara karşı durmak" diyor. Hayatın bir mücadele olduğunu, sadece güçlü olanın ayakta kaldığını sanan o tarafımız. Bazen iş hayatında ya da sosyal ortamlarda öyle bir hırsa kapılıyoruz ki, sanki en iyisi olmazsak, en çok parayı biz kazanmazsak ya da en çok biz "başarılı" görünmezsek yok olup gidecekmişiz gibi hissediyoruz.

Kitapta bu durumun aslında içimizdeki derin bir zayıflık korkusundan kaynaklandığını okuduğumda içim sızladı. O kadar çok "mükemmel" görünmeye çalışıyoruz ki, en ufak bir hatada dünyamız başımıza yıkılıyor. O "mükemmeliyetçilik" dedikleri şey aslında bir erdem değil, Horney’e göre ruhumuzu hapseden bir pranga. Hata yapmaktan, eksik görünmekten o kadar korkuyoruz ki, gerçek halimizi yaşamayı tamamen bırakıyoruz.

Uzaklaşmak: Bir Kaçış mı, Özgürlük mü?

Üçüncü yol ise "insanlardan uzaklaşmak". Hani bazen her şeyden, herkesten o kadar çok yoruluruz ki, kendi içimize kapanıp "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" deriz ya... Kimseyle çatışmaya girmemek, kimseden bir şey istememek, kimseye bağlanmamak... Horney buna "bağımsızlık" süsü verilmiş bir geri çekilme diyor.

Bugün modern dünyada aslında hepimiz biraz böyleyiz. Bir apartman dairesine tıkılıp kalmışız, kapı komşumuzu tanımıyoruz, sosyal medyada binlerce "arkadaşımız" var ama akşam olduğunda kimseye gerçek dertlerimizi anlatmıyoruz. Kendimizi "yalnızlığı seviyorum" diye avutuyoruz ama belki de asıl mesele, birine gerçekten açılmanın, savunmasız kalmanın getireceği o riskten kaçmak. Horney’i okurken bu yalnızlığın aslında bir tercih değil, o çatışmalardan kaçmak için ördüğümüz bir duvar olduğunu görmek canımı yaktı.

"Olması Gereken" ile "Gerçek Olan" Arasındaki Uçurum

Kitabın en vurucu noktası bence o "ideal benlik" kavramıydı. Horney diyor ki; insan, olduğu kişiyle (gerçek benlik) olmak istediği kişi (ideal benlik) arasında bir uçurum yaratır. Ve biz hayatımızı o ideal olan, o kusursuz, o hep haklı, o hep başarılı hayali kişiye ulaşmaya çalışarak heba ederiz.

Düşünsene, her sabah aynaya baktığında aslında olmadığın birini görmeye çalışıyorsun. "Daha zayıf olmalıyım", "Daha zengin olmalıyım", "Daha zeki olmalıyım"... Bu "malı, meli" ekleri aslında ruhumuza atılan kırbaçlar gibi. O ideal benliğe ulaşamadıkça kendimize olan nefretimiz artıyor. Ve asıl acı olan şu: O hayali kişiye asla ulaşamayacağız, çünkü o gerçek değil. Biz ise o hayal peşinde koşarken, şu anki, bu haliyle bile kıymetli olan gerçek kendimizi yerin dibine sokuyoruz.

Sonuç Yerine: Kendimizle Barışmak Mümkün mü?

Peki, ne yapacağız? Karen Horney bize sihirli bir değnek sunmuyor ama yolu gösteriyor: Farkındalık. Bu kitabı okumak, o içimizdeki çatışan sesleri duymaya başlamak demek. O "insanlara yaklaşan" yanımızla "insanlardan kaçan" yanımızın neden sürekli kavga ettiğini anlamak...

Horney’in dediği gibi; iyileşme süreci, o ideal benlik denen o sahte tanrıyı yıkmakla başlıyor. Kendi kusurlarımızla, zayıflıklarımızla, korkularımızla yüzleşmek ve "Evet, ben buyum ve bu halimle de sevilmeye, değer görmeye layığım" diyebilmek. Bu o kadar zor ki... Çünkü bütün dünya bize "daha fazlası olmalısın" diye bağırırken, durup "ben olduğum gibiyim" demek resmen bir devrim.

Bu kitabı bitirdikten sonra insanlara bakışım da değişti. Artık birinin aşırı hırsını ya da birinin aşırı çekingenliğini gördüğümde ona kızmıyorum. "Kim bilir içinde nasıl bir çatışma yaşıyor, hangi korkusunu bastırmaya çalışıyor?" diye düşünüyorum.

Eğer şu aralar kendinizi bir çıkmazda hissediyorsanız, neden hep aynı hataları yaptığınızı, neden hep yanlış insanlara tutulduğunuzu ya da neden bir türlü iç huzurunu bulamadığınızı merak ediyorsanız; İçsel Çatışmalarımız’a bir şans verin. Ama uyarayım; bu kitap size pembe masallar anlatmayacak. Aksine, sizi en derinlerinizle yüzleştirecek. Ama o yüzleşmeden çıktıktan sonra omuzlarınızdaki o yükün hafiflediğini hissedeceksiniz.

Ben şimdi bu yazıyı bitirip, o "mükemmel olmaya çalışan" tarafıma bir mola vereceğim. Belki biraz dışarı çıkarım, sadece rüzgarı izlerim ve hiçbir şey başarmak zorunda olmadığım o anın tadını çıkarırım. Kendimle, o çatışan yanlarımla beraber...

Zihninizi Sevmek adlı yazımı okumak için tıklayın

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Bu site deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır.